29 Ekim 2011 Cumartesi

BANDIRMA'DA GÖREMEDİKLERİMİZ !


 YİĞİT OZAR
13- 16  Ekim tarihleri arasında TMMOB Mimarlar Odasının dördüncüsünü İstanbul’da düzenlediği Kent, Kültür ve Demokrasi forumunun açılışında Prof. Dr. Doğan Kuban taşranın kendi özgünlüklerini görmezden gelip İstanbul’u taklit etme hastalığından yakınırken, tabii ki Bandırma’dan kareler geçti gözümün önünden.  Bizi hangi saldırılardan koruyacağı belirsiz Bandırmalı “Rumeli” ve “Anadolu” hisarlarımız ile hangi boğazda hangi ana artere hizmet ettiği belirsiz “Boğaz köprümüz” bu karelerden en  belirgin olanlardı. Bu “özgün” ürünler taşranın İstanbul taklidinin “şaheserleriydi” belki de. Fotoğraflarını eklemeye utanıyorum ama ...



Peki Bandırma’nın özgünlüğü neydi? Bu sorunun yanıtı kültürel mirasımızda tabi görebilirsek! Bandırma’nın kültürel mirasının somut örnekleri büyük oranda 1900’lerin başından günümüze gelmiştir. Geçirdiği iki büyük yangının bunda etkisi büyüktür.


“Bandırma, kendi adını taşıyan körfezin güneybatısında kurulmuş bir kasabadır. On sekiz mahalleden oluşup on beş yıl önce çıkan ve bir iki mahalle dışında ötekileri tamamiyle ortadan kaldıran yangın felaketinden sonra düzgün bir harita (plan) çizilerek ve onun gereğince şimdiki evler inşa edildiğinden araları birbirine paralel ve düzdür. İskele başında ve Belediye Dairesi önünde yarım daire biçiminde bir meydancık olup kasabanın bütün sokakları buradan başlar. (...) Önündeki körfez yalnız doğudan açık bir boğazla Marmara’ya bitişmiş ve daire biçiminde olduğundan poyrazdan başka rüzgardan ve fırtınadan korunmuş ise de poyraz estiği zaman deniz tekneleri barınamadığından doğu yönünde 120-140 metre uzunluğunda bir kordon inşasıyla liman yapılması işi yerel belediyeye verilmiş ve şimdiye kadar 50 metrelik yere taş dökülmüştür. Liman ve rıhtım inşasıyla Balıkesir’e kadar bir de demiryolu uzatılacak olursa Bandırma’nın ufak bir İzmir olacağına kuşku yoktur.” Şerafettin Mağmumi, Bir Osmanlı Doktoru'nun Anıları: Yüzyıl Önce Anadolu ve Suriye, Büke Yayınları, İstanbul, 2001.

Dr. Şerafettin Mağmumi’nin ön gördüğü “ufak İzmir” esas İzmir’e bir demiryolu ile bağlanmış durumda, bu demiryolunun Bandırma Manisa arasındaki ilk bölümü 1865 yılında tamamlanmış. Ülkenin en eski demiryolu hatlarından biri olan bu hatla elbette Bandırma’ya gar binaları inşa edilmiş ve demiryolunun Paşabayır mevkinin altından geçerek limana ulaşmasını sağlayacak olan tünel yapılmıştır. Son yıllara kadar liman tarafındaki girişinin taş fasadını görebildiğimiz bu tüneli şimdilerde beton fasadı ile görebiliyoruz ne yazık ki ... Üstelik üstünde yükselen sahte bir tarihin modern kalıntısı hisarlar da cabası!

 Bandırma’nın demiryolu mirasından devam edelim. Aşağı istasyon binalarının bölgesinde bulunan bir tarihi binanın tescillenmemiş olması o binanın yıkılabileceği anlamına gelmezdi elbet. Ayıp olan tescilsiz olduğu anlaşıldığında tescilenmesi için başvurulmaması binanın özgün haliyle değerlendirilmemesi fırsattan istifade yıkılmasıydı. Bu örnekte anlaşılıyor ki Bandırma’nın kültür envanteri eksikliği var, gözden geçirilmesi gerekiyor. Binaların tescil durumlarının yeniden değerlendirilmeli.

Çelikspor
Uzun yıllardır Çelikspor kulübü lokali olarak kullanılan gar binası her ne kadar kulüp lokali olarak ben dahil pek çok Bandırmalı’nın kişisel tarihinde önemli bir yere sahip olsa da, yönetimin bina konusundaki özensizliği harap olmuş çatısı, mimari ayrıntılarını tahrip eden eklentileri, uyumsuz parapetleri ile bu önemli bina şu anki işlevinde gün geçtikçe yok olmaktadır.  Binanın titiz bir restorayonun ardından sürekli bakımının en doğru şekilde yapılmasını sağlayabilecek bir işlevle sosyal hayata kazandırılması en doğrusu olacaktır.



Türünün güzel örneklerinden iskele binası çevresindeki düzenlemeler sırasında yıkılan çay bahçelerinin tekrardan hemen hemen aynı konumda inşa edilmesi de üzücüydü. Bir zamanlar denizin içinde kalan bu binaya bu kadar yakın iki bina inşa edilmesi kıyı görünümü açısından yanlış bir uygulamadır. Bina tüm mimari özellikleri bir yana sırf Bandırma'ya sembol olmuş görünümü ile çevresinde oluşturulacak bir koruma halkasını hak ediyor. Ayrıca bu bina Çelikspor, eski dekanlık binası, Haydar Çavuş Camii ile birlikte Bandırma’nın silüetinin parçasıdır. Şunu da belirtmeliyim ki malesef özensiz bir restorasyonun kurbanı olmuştur.


“Bandırma’da otel taklidi birkaç han olup biz de deniz kenarındaki Bandırma Oteli’nde kaldık. Her türlü otel gereçlerinden yoksun ve odaları bir masa ve bir sandalye ile bir karyoladan oluşuyorsa da yatakları cidden pek temiz ve güzel takımlı idi.” Mağmumi, a.g.e, s.102.

Mağmumi’nin söz ettiği otel yakın zamana kadar İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi’nin dekanlık binası olarak kullanılan binamıdır bilemiyorum ama otel, kütüphane, üniversite ve hatta pavyon olarak bile kullanılmış bu bina birinci ulusal mimarlık(Neoklasik Türk Üslubu) akımının örneklerindendir. Umarım “polis evi” olarak kullanılacağı söylenen bu bina bundan sonra gerekli özenle restore edilerek kullanılır, ama gönül isterdi ki bu sembol yapı Bandırmalıların tümüne hizmet edebilecek bir kamusal işlevi sahip olsun.

Pertevniyal Bandırma Hastanesi’de -eski Bandırma Devlet Hastanesi'nin kan bankası binaları ile gizlenen binası-  fark edilmesi nerdeyse imkansız hale gelmiş yapılarımızdan.

Pertevniyal Bandırma Hastanesi

Bandırma İlköğretim Okulu’nun binasının nerdeyse her bir metrekaresinde farklı dönemlerden eklentiler görülür. Ne acıdır ki Milli Eğitim bu binayı başından beri gerekli titizlikle kullanmamıştır. Örneğin dışarıdan bakıldığında eğri büğrü görülen bahçe duvarlarının bir kısmı kaldırım altında kalmış alt kodlarının aslında özgün olduğunu alttaki fotoğrafları karşılaştırdığımızda kolaylıkla anlayabiliriz. Ama önünden geçerken aynı farkındalığa varmamız oldukça zor. Bu duvarların özgün haline dönüştürülmesi çok zor olmasa gerek. Binanın kare planının gittikçe uzun ve yamuk bir dikdörtgene dönüşmesine vesile olan eklentiler bir yana saçaklığın altındaki konsolların eksilmesi, pvc pencereleri, cephe düzenindeki değişiklikler, yok olan balkonlar yüzeyindeki kat kat yağlıboya diğer bozulmalardır. Önüne yapılan köprü ise binanın kıyı dan görünümüne engellemektedir.

Bandırma İlköğretim Okulu(Ortaokul)




Bir zamanlar Rum cemaatin okul olarak inşa ettirdiği öğretmen evimizin halinden de bahsetmemek olmaz. Gerçi aşağıdaki fotoğrafla belgelediğimiz duvarı gördükten sonra artık kelimelerim bitiyor bu yapı için! Bir tarihi yapı üzerinde böyle bir uygulumanın kabul edilmesinin cehaleti bir yana estetik kaygılardan tümüyle uzak olan bu uygulamanın öğretmenevinde görülmesi yani öğretmenlerimizin eseri olması çok ürkütücü.

Öğretmenevi


Dokunmadıkça çözümü zorlaşan sorunlardan burada söz edeceğim son sorun yerleşim merkezinde inşa edilmiş ve dükkan olarak kullanılan onlarca yapının tabelaların ardında gizlenmesi, vitrin açılması için tahrip edilmesidir. Tabelalar sınırlandığında Bandırma çarşısının tarihi bir kimlik kazanacağına şüphe yoktur. Ara sokaklarda ansızın karşımıza çıkan evler ise “yıkılsın” diye bir umutla beklenmektedir sanki. Burada sadece göz önündeki belli başlı yapılardan örneklerle anlatabildiğim Bandırma’nın görmezden gelenin kültürel mirası görülmek istendiğinde, korunması ve anlaşılması için en ufak bir çaba harcandığında sanayi çağında kasaba - şehir arasında kimliksiz kalmış Bandırma’nın özgün kimliğinin çağın modernliği ile birlikte başarılı bir şekilde sergileyebileceğinden şüphem yoktur. Mesela mülkiyeti belediyeye geçen elektrik fabrikasının titiz bir restorasyonla kültürel yaşama kazandırılması, tabelaların azaltılması ve yapılarla uyumlu tasarımlarla değiştirilmesi ve hepsinden önemlisi envanter , tescil çalışmaların gözden geçirilmesi ile elimizde ne olduğunun farkına varılması iyi bir başlangıç olabilir. 

NOT


Titiz bir restorasyon: Bu yazıda "restorayon" sözcüğünün ısrarla "titiz" sıfatı ile anılmasının sebebi son yıllarda ülkenin her yerinde artan berbat restorasyon uygulamalarından ve Bandırma'da bu tip uygulamaların görülmesine duyulan korkudandır. Restorasyon tıpkı arkeolojik bir kazı ve ya bir cerrahın ameliyatı gibi ihtimam  gösterilmesi gereken bir iştir. Eski fotoğraflar, arşivlerdeki diğer evrağın gözden geçirilmesi, rölöve çalışmaları ile çok disiplinli bilimsel ekiplerin elinden çıkmalıdır. Bu konuda standartlar uzun yıllar tartışılmış nihayetinde uluslar arası geçerliliği olan "Venedik Tüzüğü" nde kayıt altına alınmıştır.

Bu iki dükkanın tabelalarını görmezsek !



Başak Pastanesi !

YİĞİT OZAR


1 yorum:

  1. Yiğit Ozar'a çok teşekkürler.

    Bu konu dillendirilmeli ki mühendislerden, mimarlardan önce toplum bilinçlensin. Neyi koruyacağını bilsin. Toplum tarihi belleğini korumazsa, aslında toplumun bir parçası olan meslek insanları da doğal olarak koruma eğilimli olamayacaktır...

    YanıtlaSil

Bizi E-posta ile Takip Edin